• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
EMRE KARACA
emrkrc_@windowslive.com
SAĞLIK KÖŞESİ
08/05/2011

 KALP SAĞLIĞI ve TEDAVİ YÖNTEMLERİ

  

Kalp göğsün ortasında yer alan, kaslardan oluşan bir organdır. Yaygın yanlışın tersine, göğsün sol yanında değil, göğsün orta çizgisi üzerine, biraz solda kalacak biçimde yerleşmiştir. Ağılığı erkeklerde 340 gr kadar, kadınlarda ise biraz daha azdır.

Kalbin sağ kenarı, göğüs kemiğinin sağ yanının arkasına rastlar; kemiğin soluna doğru, ucu sol memenin hemen altığına rastlayan bir üçgen biçiminde uzar. Kalp atışlarının kolayca duyulduğu bu uç noktaya tıp dilinde “apeks” (tepe) denir.

Kalbin görevi

Kalbin görevi, iki ayrı dolaşım sistemine kan pompalamaktır. Kanı önce bedenin başlıca atardamarı olan aorta, oradan öteki atardamarla pompaları.

Kan, organları ve dokuları dolaşıp oksijenini bıraktıktan sonra, toplardamar ile kalbe geri döner; kalbin ikinci dolaşımına girerek yeniden oksijen almak için akciğerlere pompalanır ve oksijenle yüklenmiş olarak kalbe geri gelir.

Kanın akciğerlere gidip gelmesine “küçük dolaşım” (pulmoner dolaşım); bedene dağılmasına ise “büyük dolaşım” (sistemik kan dolaşımı) adı verilir. Kanı kalpten organlara atardamarlar taşır, toplardamarlar da geri getirir.

Kalbin yapısı

Kalbin pompalama görevini dört ayrı bölüm gerçekleştirir. Bu bölümler, sıkıştıkları zaman kanı ileri iten kaslardan odacıklardır. Her odacığın çevresindeki kas kalınlığı, bölümün görevine göre değişir. Kasın en kalın olduğu yer, pompalama işleminin büyük bölümünü üstlenen sol karıncık duvardır.

Toplardamarlardan gelen kan kalbin iki yanındaki ince duvarlı kulakçıklara dolar. Bunları kanı aradaki kapakçıktan daha kalın kas yapısına sahip karıncıklara, karıncıklar da atardamara pompalar.

Kulakçıklar karıncıkların üstünde, arkada yer alırlar, iki kulakçık ile karıncık arasında, karıncıklar arası ve kulakçıklar arası bölme yer alır. 

Kalbin çalışması

Akciğerlerde oksijen yüklenen kan akciğer toplardamarlarından geçerek kalbin sol karıncığına ulaşır. Sol kulakçık kasılarak kanı mitral(ikili) kapaktan geçip sol karıncığa dolmaya zorlar.

Sol karıncık kasılmaya başlayınca mitral kapak da kapanır ve kan aort kapağından aorta geçerek bedene dağılır ve dokulara oksijen taşır.

Oksijenini bırakan kan, gövdeden alt ana toplardamar, baştan ise üst ana toplardamar adındaki büyük toplardamarlar ile kalbe geri döner ve sağ kulakçığa ulaşır, kulakçık kasılınca triküpid(üçlü ) kapaktan sağ karıncığa geçer.

Sağ karıncığın kasılması kanı damar ağzındaki kapaktan ileri iterek akciğer atardamarlarıyla akciğere gönderir. Yeniden oksijen yüklenen kan akciğer toplardamarlarına geçerek kalbe döner (önce sol kulakçığa oradan sol karıncığa) ve çevrem yeniden başlar.

Kapaklar:

Akciğer atardamarı girişindeki kapak ile aort kapağının yapıları birbirine benzer. Bunları oluşturan sarı-beyaz renkli üç ince zar, kanın akışı yönünden açılır, ama ardından başlangıçtaki durumuna dönerek kanın geri akmasını engeller.

Mitral kapak ile triküspidkapak (ilki sol karıncıkla sol kulakçık arasında, ikincisi sağ karıncıkla sağ kulakçık arasında) da benzeşir, ama bunların yapıları daha karmaşıktır. Mitral kapak iki, triküspid kapak da üç parçadan oluşur.

Kapak parçalarından karıncığın çevresindeki kaslara uzanan lifler “chordae tendineae” olarak adlandırılır. Karıncığın her kasılmasında karıncık kası bu lifleri de gererek kapakların kapanmasını sağlar ve kanın kulakçığa geri sızmasını engeller.

Zamanlama sistemi

Kalbin her vuruşunda iki kulakçık birden kasılarak karıncıklara kan pompalar. Bunu, karıncıkların birlikte kasılması izler.

Bu kasılmalar dizisini çok karmaşık bir elektriksel zamanlama sistemi düzenler.

Kalbin çalışmasını denetleyen asıl nokta, sağ kulakçığın üstünde yer alan ve “sino-atrial düğüm” adı verilen odaktır. Buradan yayılan elektriksel uyarı kulakçıklara ulaştığında onların kasılmasına neden olur. Kulakçıklarla karıncıkların birleştiği noktada ise atrioventriküler düğüm bulur.

Kasılma uyarısı burada hafif bir gecikmeye uğradıktan sonra “hisdemeti” adı verilen iletken lif demeti boyunca önce karıncıklar arası bölmeye, sonra da karıncıklara yayılıp, kasılmalarını sağlar.

KALP KRİZİ (AKUT MİYOKARD İNFARKTÜSÜ) NEDİR?  

Kalp krizi (miyokard enfarktüsü) kalp kasının bir bölümünün o bölgeye yetersiz kan  akışından dolayı ölmesi (kalıcı hasara uğraması) sonucu meydana gelir. Kalbi besleyen damarların kan akımının çeşitli nedenlerle ani azalmasına veya kesilmesine bağlı olarak gelişen ve o damarın beslediği kalp kasında çeşitli derecede hücre ölümü ile sonuçlanan ve kalp krizi olarak bilinen bir hastalıktır Hastaların kalp krizinden kaybedilmelerinin önlenmesi olayın ilk anından itibaren en kısa zamanda hastaneye ulaşmasına bağlıdır. Her 5 ani ölümün biri kalp krizinden dolayı gerçekleşmektedir. Kalp krizi yetişkinlerdeki ani ölümün başlıca nedenlerinden biridir. 

Nedenler ve Risk Faktörleri

Kalp krizlerinin çoğu koroner arterlerde (kalp kasına kan ve oksijen taşıyan atardamarlar) oluşan pıhtılar (trombüs) sebebiyle meydana gelir. Pıhtılar genelde ateroskleroz sonucu meydana gelen değişiklikler yüzünden daralmış koroner arterlerde oluşur. Arter duvarının içindeki aterosklerotik plak bazen çatlar ve bu da pıhtı oluşumunu tetikler. Koroner arterlerdeki pıhtılar kalp kasına kan ve oksijen akışını engeller, bu da o bölgedeki kalp hücrelerinin ölümüne sebep olur. Hasar gören kalp kası kasılma yeteneğini kaybeder ve kalbin geri kalan kısmı hasar gören bu bölümün işini de yapmak zorunda kalır. Koroner arter hastalıklarının ve kalp krizinin risk faktörleri genel olarak kalp damar hastalıkları risk faktörlerinin aynısıdır: hipertansiyon, hiperkolesterolemi, diyabet, sigara içmek ve ailede erken yaşta koroner kalp hastalığı görülmesidir. Belirtilen risk faktörlerinin çoğu fazla kiloyla ilgilidir. Dar olan bir damarın üzerinde pıhtı oluşumunu her hangi bir neden başlatabilir. Bazen ani ve bunaltıcı stres buna neden olabilir. Son birkaç senede, koroner arter hastalığı için, artmış homosistein, C-reaktif protein ve fibrinojen seviyeleri gibi yeni risk faktörleri saptanmıştır. Yüksek homosistein, beslenmeye folik asit ilavesiyle tedavi edilebilir. Ancak bu yeni risk faktörlerinin pratik değeri üzerine çalışmalar hala devam etmektedir ve halen homosistein seviyesinin düşürülmesinin olumlu etkileri olduğuna ait kesin kanıtlar yoktur.

Kalp Krizinin Tanısı (teşhisi):

 

Kalp krizi geçirmekte olan hastaların temel şikayeti göğüs ağrısıdır:

 

Göğüs ağrısı:

1- Göğüs kemiğinin arkasındaki göğüs ağrısı kalp krizinin en önemli belirtisidir; fakat, özellikle diyabet hastalarında ve yaşlılarda, bu ağrı çok belirsiz olabilir yada hiç hissedilmeyebilir (sessiz kalp krizi).

2- Ağrı sıklıkla göğüsten omuz yada kollara, ense, dişler, çene, karın veya sırta doğru yayılır.

 3- Bazen ağrı sadece bu bölgelerden birinde hissedilir.

 

Göğüs Ağrısının özellikleri:

 

1- Ağrı 20 dakikadan fazla genellikle saatlerce sürer ve genelde dinlenme yada nitrogliserinle geçmez,

2- Ağrı, şiddetli ve künt vasıftadır. Fakat keskin veya belirsiz olabilir,

3- Ağrı, sıkıştıran, ağırlık, baskı yapıcı tarzda olabilir,

4- Göğüste daralma hissi uyandırabilir, “Göğüsde fil oturuyormuş” gibi veya

5- Hazımsızlık olarak da hissedilebilir. Beraberinde sıklıkla soğuk terleme ve ölüm korkusu da vardır.

 

Kendi başına yada göğüsteki ağrıyla birlikte hissedilebilen diğer belirtiler şunlardır:

1- Nefes darlığı

2- Öksürük

3- Baş dönmesi ve sersemleme

4- Bayılma

5- Mide bulantısı ve kusma

6- “Kıyametin geldiği” hissi

7- Sıkıntı.

Göğüs ağrısı olduğunda özellikle risk faktörlerine de sahipseniz mutlaka doktorunuza veya bir sağlık kuruluşuna gitmelisiniz. Kalp krizi tanısını mutlaka doktor koymalıdır. Tanıda 3 önemli bulgudan yararlanılır:

Hastanın şikayeti: bunu esas itibarıyla göğüs ağrısı oluşturur.

EKG (elektrokardiyogram): kalp krizlerinin büyük bir çoğunluğunda EKG'de kalp krizine özgü değişiklikler olur. Bu değişiklikleri saptamak için sık aralıklarla EKG alınır.

Laboratuarda yapılan kan testleri: bununla infarktüsle birlikte kana karışan bazı enzimlerin (CPK, CPK-MB, Troponin T ve I, myoglobin) düzeyi ölçülerek tanı kesin olarak konur.

Kalp krizi tanısı koymak için yukarıdaki bulgulardan en az 2'si olmalıdır. Dolayısı ile 1 bulgu tek başına tanı koymak için yeterli değildir.

 

Ayrıca aşağıdaki testler, kalp krizi geçiren hastalarda kalpte gelişen hasarın büyüklüğünü ortaya koymak için (genellikle kriz dönemi atladıldıktan sonra) kullanılır:

Ekokardiyografi

Koroner anjiyografi ve sol ventrikülografi

Nükleer ventrikülografi (MUGA veya RNV)

 

Kalp krizinde tedavi:

Kalp krizi acil bir durumdur. Hastaneye yatmayı ve yoğun bakımı gerektirir. Çünkü ölümcül ritim bozuklukları (aritmiler) kalp krizinin ilk bir kaç saatinde ölümün başlıca sebebidir.

Tedavinin amaçları kalp krizinin ilerlemesini durdurmak, kalp hasarını en az düzeyde tutmak, iyileşebilmesi için kalbin taleplerini azaltmak ve komplikasyonları önlemektir.


Akut miyokard infarktüslü hastaların yaşatılmasında önemli etkenler şöyle sıralanabilir

1- Hastaların hastaneye ulaştırılması

2- Hastanede yapılması gerekenler

3- Koroner bakım ünitesinde tedavi

4 -Koroner bakım ünitesinden taburcu olduktan sonra yapılanlar

 

Kalp krizinde erken tanı çok önemlidir. Zaman geçtikçe ritim bozukluklarından yaşamı yitirme ihtimali artacak ve harap olan kalp kası miktarı artacaktır. Harap olan kalp kasının telafisi yoktur. Kalp krizinde "ZAMAN=KALP KASI" demektir.

 

HASTALARIN HASTANEYE ULAŞTIRILMASI

20 yıl önce hastane dışında kalp krizinden olan ölümlerin 2/3’ü krizin başlangıcından birkaç dakika içinde olmuştur Bu nedenle canlandırma işlemlerinin çabukluğuna bağlıdır Tehlikede olan kalbin kurtarılması için üç tip gecikme minimuma indirilmelidir. Hasta ve Yakınları Tarafından Yardım Çağırılmasında GecikmeAmbulanstaki Sağlık Personelinin Acil Telefona Cevabının Gecikmesi Hastanın Hastaneye Getirilmesindeki Gecikme Hastanın tam teşekküllü bir hastanenin acil bölümüne getirilme süresi mümkün oldukça kısaltılmalıdır Bütün amaç hastanın en iyi tedavi edileceği yere ölmeden ulaştırabilmektir


HASTANEDE YAPILMASI GEREKENLER


Kalp krizi şüphesi ile gelen bütün hastalar koroner bakım ünitesine alınarak monitörize edilmeli acil tedaviye başlanmalıdır.

 

Kalp krizi geçiren hastaların modern tedavisinde yaklaşım:Semptomların kontrolü:

Krizin birkaç saati içinde daha fazla kalp hücresi zedelendirmenin sınırlandırılması ve ölümlerin azaltılması. Tekrar kriz riskinin ve/veya kalp krizi sonrası ölümlerin azaltılmasını kapsar.

Hastaların yüksek veya düşük risk gruplarına ayrılması bu tedavi yaklaşımını kolaylaştırır.

Eğer hasta ilk 12 saat içinde gelmiş ise tıkalı damarın açılması ile kalp kasının ölmesi önlenebilir.

Bunun 2 yöntemi vardır: Damardaki tıkanmadan sorumlu pıhtıyı eritmek (trombolitik tedavi), Tıkalı bölgeyi balon + stent ile açmak.


Şikayetlerin - göğüs ağrısının kontrolü:
Göğüs ağrısının giderilmesi; sadece hastayı rahatlatmaz Aynı zamanda ağrısının sebep olduğu aşırı sempatik aktivitenin kalp damar sisteminde meydana getirdiği (kan basıncı artışı ve kalp hızında ve kasılmasında artma sonucu kalbin iş yükünün artması gibi) olumsuz etkilerin düzeltilmesini de sağlar.

İlaç Tedavisi: Koroner bakım servislerine müracaat eden kalp krizi gerçiren hastaların %5 ile %10’unda kalp ritm bozukluğu meydana gelir ve bu durum ani ölümlerin başlıca nedenleridir Bu ritm bozukluklarının önlenmesi ve tedavisi ana hedeflerdendir Ayrıca kalbin kanlanmasını artırıcı ve pıhtıyı eritmeye yönelik ilaç tedavileri uygulanmaktadır

Trombolitik Tedavi: İnfarktüsün ilk saatleri içinde daha fazla kalp dokusunun zedelenmesini önlemek amacı ile yapılan pıhtı eritici tedavidir Tüm kalp ataklarının %80’inden fazlasında ve miyokard infarktüsünde koroner kan akımının azaltılmasından koroner damar içindeki pıhtı sorumludur Hemen pıhtı eritilebilirse kalp hasarı azaltılabilir Ölüm oranıda buna paralel olarak düşer

Primer Perkutan koroner girişim: Modern tıpta girişimsel tedavi yöntemlerinin gelişmesine paralel olarak kalp krizinde tıkalı olan damarın acil olarak (60-90 dakikalık kabul edilebilir gecikme süresini aşmamak kaydıyla) yapılan anjiyografiyi takiben koroner anjioplasti (balon) ve stent yerleştirilmesi mümkün olmaktadır. Şikayetlerinin başlangıcına göre geç gelen hastalarda trombolitik tedavinin etkinliği nispeten azaldığı için primer perkutan koroner girişim gecikmiş başvurularda daha etkili olmaktadır. Ancak bu girişimsel tedavinin bu konuda organize olabilen deneyimli merkezlerde yapılması önerilmektedir. 

Koroner Bakım Ünitesinde Kalma Süresi: 

Geçen bir yıl boyunca kalp krizi geçiren hastaların hastane ve koroner bakım ünitesinde kalma süreleri gidererek kısalmıştır İyi seyirli kalp krizi geçiren hasta sıklıkla hastanede 2 gün yatak dışına çıkar ve sandalyede oturabilir Ekseriya 48-72 saat sonra ara bakım ünitesine nakledilir Koroner bakım ünitesine alındıktan sonra erken saatler içinde hastaya kalbin pompalama fonksiyonu ekokardiografi yapılarak hastanın prognozu tayin edilebilir ve ilaçla tedavinin programı belirlenir. 

Kalp Krizi Komplikasyonları (istenmeyen olaylar-hastalığın ağırlığını ve dolayısı ile ölüm olasılığını artıran olaylar)

Ventriküler takikardi, ventriküler fibrilasyon, kalp blokları gibi aritmiler

Konjestif kalp yetmezliği

Kardiyojenik şok (Hastane içinde tedaviyle % 50-75 olan ölüm riski tedavisiz hastalarda % 100’e kadar çıkmaktadır)

Enfarktüsün yayılması-etkilenmiş kalp dokusu miktarının artması

Perikardit – kalbin dışını çevreleyen zarın iltihaplanması

Pulmoner embolizm (akciğerlere kan pıhtısı atılması)

Tedavi sonrası komplikasyonlar (örnek olarak, trombolitik ajanlar kanama riskini artırır.)

 Taburculuk:

Hastanın yaşam tahmini, krizde kalpte hasar gören dokunun büyüklüğü ve yeriyle ilgili olarak değişiklik gösterir. Kalbin iletim sistemi (kalp kasılmasını sağlayan uyarıları üreten sistem) zarar görmüşse sonuç daha kötüdür. Vakaların yaklaşık üçte biri ölüm ile sonlanır. Eğer krizden 2 saat sonra hasta hala hayattaysa hayatının geri kalan kısmında yaşama şansı yüksektir.

Komplikasyon olmayan durumlarda tamamen iyileşme görülebilir; kalp krizleri günlük yaşamı ciddi ölçüde kötü etkilemezler. Genellikle kişi yavaş yavaş cinsel aktivite de dahil olmak üzere normal aktivitelerine ve eski yaşam stiline devam edebilir.

Bir kalp krizinden sonra dikkatli bakım, ikinci bir kalp krizi riskini azaltmak açısından önem taşımaktadır. Genelde yavaş yavaş normal bir yaşam stiline dönmenize yardımcı olmak için kardiyak rehabilitasyon programları önerilmektedir. Doktorunuzun önerdiği egzersiz, beslenme ve ilaç tedavisini düzenli uygulayın.

 

HASTANE SONRASI TAKİP

ABD’de kalp krizi geçiren hastaların %10’u hastaneden çıktıktan 1 yıl sonra ölürler Bu oran kardiyak problemler için risk faktörü olmayanlarda %3 çok risk faktörlü hastalarda ise %30 olarak bulunmuştur Bu risk faktörlerinin bilinmesi uzun süreli tedavinin planlanmasında önemlidir

Risk-faktör değişikliği: Risk faktörlerinin değiştirilmesi infarktüslü hastalarda uzun süreli prognozu (gidişatı) iyileştirmektedir Doktor ve hasta hipertansiyon ve hiperkolesterolemiye dikkat etmelidir

Sigara İçme: İnfarktüsten sonra sigara içimini kesen hastalarda infarktüsün tekrarlanması ve ölüm riskinin az olduğu gösterilmiştir Bu nedenle bu faktörün önemi hastaya vurgulanmalı sigaranın bırakılması ısrarla vurgulanmalıdır

Hipertansiyon: İnfarktüsten sonraki dönemde kan basıncı dikkatle izlenmelidir Tedaviye ihtiyaç duyan hastalarda kan basıncı dikkatlice düşürülmelidir

Hiperkolesterolemi: Günümüzde kolesterol iyi bilinen ve damar sertliğinin gelişmesinde önemli risk faktörüdür İnfarktüs geçiren hastalarda total kan kolesterolu 200 mg/dl LDL-K 100 mg/dl’nin altında olmalıdır. 

Şeker hastalığı: İnfarktüs sonrası dönemde şeker hastalarında kan şeker düzeyinin sıkı bir şekilde kontrol edilmesi gerekmektedir. 

Kalp krizinin tekrarını önlemek ve kalp krizinden korunmak için;

1- Kan basıncınızı kontrol edin. Gerekirse doktorunuzun önereceği ilaçları kullanın.

2- Kolesterol seviyelerinizi kontrol edin. Gerekirse doktorunuzun önereceği ilaçları kullanın.

3- Eğer içiyorsanız sigara içmeyi bırakın. Bu konuda zorlanırsanız sigarayı bırakma polikliniklerinden destek alın.

4- Şeker hastalığınız varsa mutlaka kontrol altında tutun. Gerekirse doktorunuzun önereceği ilaçları kullanın.

5- Meyve ve sebze bakımından zengin, az hayvansal yağ içeren diyetler uygulayın.

6- Fazla kiloluysanız kilo verin,

7- Kalp sağlığınızı korumak için her gün ya da haftada en az 5 gün yürüyüş yaparak ya da diğer egzersizlerle vücudunuzu çalıştırın (Fakat önce kalp hastalıkları uzmanınıza danışın.),

8- Stresten uzak durun gerekirse bunun için profesyonel yardım alın (yoga, meditasyon, psikiyatrist vb).

9- Eğer kalp krizi için bir ya da daha fazla risk faktörü taşıyorsanız kalp krizini engellemeye yardımcı olması için aspirin alıp almamanız konusunda doktorunuza danışın. (Bilinçsiz aspirin kullanımının mide kanaması gibi olumsuz sonuçlar doğurabileceğini unutmayın).

 Koroner Anjiyoğrafi Ünitesi 

Çağımızdaki ölüm ve iş gücü kaybının en büyük nedenlerinden biri de kalp damar hastalıklarıdır. Kalp damar hastalıkları, zamanında fark edilip gerekli önlemler alınmazsa, damar tıkanıklığına ve bunun sonucunda da kalp krizine (miyokard infarktüsü) ve ölümcül ritim bozukluklarına yol açabilmektedir. Kalp damar hastalıklarındaki en önemli konu hastaların kalp krizi geçirmesine engel olmaktır. Çünkü kalp krizleri, ilk saatlerde çoğunlukla ölüme neden olan ritim bozukluklarına yol açtıkları gibi, kalpte tıkanan damarın beslediği bölgenin hasar görmesine ve o bölgenin çalışamamasına neden olmaktadır.

 

Koroner Anjiyografi Nedir?

Koroner anjiyografi bir tanı yöntemidir. Koroner anjiyografi, kalp damarları (koroner arter) içine özel bir ilaç verip röntgen ışınları kullanılarak görüntülerinin alınması işlemidir.

Koroner anjiyografi, anjiyografi cihazının ve eğitimli ve deneyimli doktor ile sağlık personelinin bulunduğu laboratuarlarda yapılır. Koroner anjiyografi kesinlikle bir ameliyat değildir. İşlem için hastanın uyutulmasına gerek yoktur, işlem süresince hasta uyanıktır ve konuşabilir. 

Tipik bir koroner anjiyografi laboratuarı. Arka planda hastanın anjiyografisi yapılırken, ön planda kontrol odasını görüyoruz. Yapılan işlemler kontrol odasından diğer doktorlar tarafından izlenebilir. Anjiyografi işlemi anjiyografi cihazı ile yapılabilir. O halde gelin, anjiyografi cihazının önemli parçalarının neler olduğunu görelim:

Tipik bir anjiyografi cihazı:

A: X ışınlarını veren tüp,

B: hastanın kalp bölgesinden geçtikten sonra verilen X ışınlarını yakalayan ve görüntüyü düzenleyen kısım (image intensifier),

C: hastanın yattığı masa (hasta baş tarafı tüpe yakın olarak yatar),

D: masayı bütün yönlere hareket ettirebilmek için kontrol kollarının ve bazı fonksiyonların bulunduğu kontrol paneli,

E: canlı ve çekilmiş görüntülerin ve bazı ek bilgilerin görüntülendiği monitorler.

 

Riskler?

 

Anjiyografi işleminin tüm tıbbi girişimlerde olduğu gibi riskleri vardır ancak bu risk, teknolojik gelişmeler ve sahip olunan büyük deneyimler sonucu son derece düşüktür. Ölüm, kalp krizi, felç gibi önemli komplikasyonların (istenmeyen olay) oranı on binde beş (5/10.000) ile binde bir (1/1000) arasındadır. Ancak unutulmamalıdır ki kalp damarlarındaki teşhis edilmemiş ve dolayısı ile tedavisi yapılamamış darlıkların hastaya getireceği risk, anjiyografinin riskinin çok çok üzerindedir.

Koroner anjiyografi için hastaneye yatmak gereklidir. Yatıştan sonra hastalığınız ile ilgili dosya hazırlanacak, muayene edildikten sonra gerekli olan tetkikler yapılacaktır. Daha sonra, yapılacak olan işleme engel olan durumunuz yoksa, işlemi kabul ettiğinizi bildiren formu imzaladıktan sonra koroner anjiyografi laboratuarına alınacaksınız.

Koroner anjiyografi için hastaneye gelirken...

Anjiyografi için hastaneye gelirken doktorunuz aksini söylememişse aç olarak ve almakta olduğunuz ilaçları yalnızca suyla alarak geliniz. İşlem bölgesinin temizliği için her iki kasık bölgesinin tıraş edilmesinde yarar vardır. Tabii ki yanınızda yapılmış olan tetkikleriniz, kimliğiniz ve sosyal güvenceniz varsa onunla ilgili belgeler de olmalıdır.

 

KALP HASTALININ RİSKFAKTÖRERİ

 

DEĞİŞTİRİLEMEYEN RİSK FAKTÖRLERİ
Ailede erken yaşta kalp krizi geçiren bireylerin bulunması, erkek cinsiyet, ileri yaş, şeker hastalığı ve kişilik yapısı (stresli kişilik) değiştirilemeyen faktörlerdir.

DEĞİŞTİRİLEBİLEN RİSK FAKTÖRLERİ
Günlük yaşantımızda yaptığımız birçok hata, sağlığımız açısından geri dönüşü olmayacak sonuçlara yol açabiliyor. Oysaki alacağımız bazı önlemlerle bu riskleri ortadan kaldırmamız mümkün. Sigara içmemek, kolesterolü kontrol altında tutmak, stresten uzak durmak ve düzenli egzersiz yapmak bunlardan sadece birkaçı…

1-Sigara Tüketimi

Kalp damar hastalıklarından ve bu hastalıkların yol açtığı ölümlerden korunmak için atılacak ilk adım sigara ve dumanından uzak durmaktır. Çünkü sigara tüketimi hastalık riskini iki kat arttırmaktadır.

Sigara dumanıyla birlikte vücuda binlerce zehirli madde (nikotin, arsenik, amonyak, siyanür, benzopiren vb.) girer. Bu tehlike karşısında vücut adrenalin salgılar. Adrenalin, vücudumuzun bir tehlike karşısında doğal olarak salgıladığı bir hormondur. Adrenalin salgılanması sonucunda damarla büzüşür. Damarların büzüşmesine ek olarak, tütün dumanındaki karbonmonoksit kanı kıvamlaştırır. Kalp, kıvamlaşan büzüşen damarlar içinden vücudun en uzak noktalarına göndermek için var gücü ile çalışır. Sigaradan ilk nefesin çekilmesiyle birlikte kalbin atışı dakikada yaklaşık 20 atış hızlanır. Normalden hızlı çalışan kalbin daha fazla oksijene ihtiyacı vardır. Oysa sigara dumanıyla birlikte vücuda giren karbonmonoksit kandaki oksijeni kovar dolayısıyla kalp az oksijenle çok fazla çalışmak zorunda kalır ve vaktinde önce yorulur.

 

2-Kolesterol
Kolesterol kontrolü sağlamak için beslenmede doymuş yağ oranının azaltılması, tekli ve çoklu doymamış yağ asitleri içeren yağların oranının arttırılması, besinler yoluyla alınan kolesterole dikkat edilmesi, posa içeren yiyecekler ile meyve-sebze tüketiminin arttırılması gerekiyor. Doğru rejimin az miktarda protein içermesi, u proteinin ise balık, kümes hayvanları ve soyadan alınması gerekir.

3-Yüksek tansiyon
Yüksek tansiyona yol açan nedenlerin başında alınan fazla kilolar gelmektedir. Öte yandan kilo kaybı, özellikle karın bölgesinden zayıflandığından kan basıncını hemen düşürerek kalbin yükünü azaltır. Tansiyon hafif şekilde yüksekse beslenmede tuzu kesmek, ilaç kullanmadan tansiyonu normale düşürmeye yardımcı olabilir.

4-Aşırı alkol tüketimi
Aşırı alkol tüketimi tansiyonu yükselten bir diğer etmendir. Çok fazla kalori içermesine karşın hiçbir besleyici değer taşımayan alkol, organizmaya zarar verir. Günde belli bir miktarın üzerine çıkılmaması gerekir. Bu limit günde 1 veya 2 kadeh kırmızı şarap olarak gösterilebilir.

5-Kontrolsüz şeker hastalığı
Şeker hastalarında damar sertliği, daha sık ve erken yaşta görülmektedir. Bu hastalara sıklıkla şişmanlık ve hipertansiyon da eşlik etmektedir. Şeker hastalığı kontrolünde diyet ve egzersiz, ilaç tedavisinin yanında önemli rol oynamaktadır.

6-Obezite (Şişmanlık)
Obezite tedavi edilmediğinde hipertansiyon, kolesterol yüksekliği ve şeker hastalığı gibi kalp damar hastalığı riskini artırmaktadır.

7-Hareketsizlik
Yapılan araştırmalarda, düzenli egzersiz yapmanın ve yüksek bir efor kapasitesine sahip olmanın azalmış kalp ve damar sorunları ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Hergün 30 dk. veya daha fazla hızlı yürüyüş yapanlarda kalp damar hastalığı riskinin %18, koşanlarda &42 kadar azaldığı ifade edilmiştir. Düzenli egzersizlerde, vücut yağ oranında azalma, uzun dönemde kan basıncında düşme, kalbin veriminde artma, şeker hastalığı ve kan yağ metabolizma bozukluklarında azalma sağlamaktadır. Bu etkiler kalp krizi geçirmiş kişilerde de benzer olmaktadır. Egzersizden sağlanan yararlar kilo kaybından bağımsızdır.

8-Stresli yaşam
Yüksek stres vücut direncinin düşmesine sebep olur. Vücut strese adrenalin hormonu salınımını arttırarak yanıt verir. Bu da kalp ve solunum hızının artmasına ve tansiyonun yükselmesine sebep olur. Yağ asitleri ve kolesterol kana daha çok salınır ve kan kalınlaşmaya başlar. Stresle mücadele de düzenli egzersiz yapmanın etkili olduğu pek çok araştırma da gösterilmiştir.

 

Bilindiği gibi kalp, sinüs düğümünden çıkan mikrovoltlar düzeyinde oluşan elektrik akımları ile çalışmaktadır. Elektrofizyolojik çalışma (EPS), toplardamar yoluyla (çoğunlukla kasık) kalp içine kateter denilen ince tüpler gönderip kalbin elektrik sisteminin incelenmesidir. Bu kateterlerin ucunda ve bazen de ucuna yakın yerlerde iletken metaller bulunur. Bu metaller kateterin öbür ucuyla kaydedici cihazlara bağlıdır. Böylece kateterin kalbin içinde bulunduğu yerlerde kalbin iletimini kaydetmek mümkün olur. Kateter kalbin içinde çeşitli yerlerde iken kayıtlar alınabilir: atrium (kulakçık), ventrikül (karıncık), sinüs düğümü, atrioventriküler düğüm vb.

ELEKTRO FİZYOLOJİK ÇALIŞMA (EPS) ve ABLASYON

EPS KATATERİ

ELEKTRO FİZYOLOJİK ÇALIŞMA NEDİR? NASIL YAPILIR?

EPS Hangi durumlarda uygulanır?

Aritmiler: aritmiler kalbin yavaş çalışması (bradikardi), hızlı çalışması (takikardi) veya düzensiz çalışması şeklinde olabilir: Bu tür aritmi yapan durumları şu şekilde özetleyebilirim:

Sinüs düğümü disfonksiyonu (hasta sinüs sendromu): Bu sendromda sinüs düğümü düzenli ve yeterli miktarda uyarı çıkaramaz. Takikardi, bradikardi veya çeşitli düzensiz ritimler görülebilir.

Atrioventriküler (AV) bloklar: Atrioventriküler düğüm, sağ atriumun alt tarafında olup uyarının ventriküle geçmeden önde kısa bir süre bekletildiği yerdir. (Bakınız: Kalbin iletim sistemi). Bu düğümde iletimin bozulması uyarının ventriküllere geçişinde aksamalara ve kalbin yavaşlamasına neden olur. Uyarı geçişinin tam durması (3. derece AV blok) AV blokların en ağır şeklidir ve ölüme yol açabilir. Tedavide kalp pili (pacemaker) kullanılır.

Wolff Parkinson White Sendromu: Burada kalbin iletim sisteminde iletimin izlediği kestirme yollar vardır. Dolayısı ile iletim, normal kendi yollarından gideceğine bazen veya sürekli bu kestirme yollardan gider. Bu durum bazı zamanlarda ciddi takikardi nöbetlerinin olmasına neden olabilir. EPS ile bu kestirme yolların nerede olduğu saptanıp tedavisi (ablasyon) yoluna gidilebilir

Bayılma (senkop): Bayılma kalbe bağlı bir nedenden ise ciddi sonuçlara neden olabilir. Kalp ile ilgili olan bayılmaların en önemlisi aritmilere bağlı olanlardır. Diğer araştırmalarla nedeni saptanamayan bayılmalarda, kalp ile ilgili nedenlerin olup olmadığını saptamak için EPS yapılabilir.

Nasıl Yapılır?

EPS, kalp kateterizasyonu veya koroner anjiografi gibidir. Kateterin kalp içindeki pozisyonunu izlemek için işlem kateter laboratuarında x ışınları ile çalışılarak yapılır. Çoğunlukla hastanede 1 gün yatmayı gerektirir. Fakat duruma göre hasta, aynı gün de çıkabilir. İlaçların kullanımı veya kullanılan ilaçların hangilerine devam edilmesi gerektiği doktora sorulmalıdır.

Kateter çoğunlukla sağ kasık toplar damarından yerleştirilir. EPS'nin özelliğine göre bazen birden fazla kateter yerleştirilebilir. Ağrılı bir işlem değildir. Yalnız kasık bölgesini uyuşturmak için lokal anestezinin iğnesi hissedilir.

İşlem EPS'nin yapılış amacına göre 20-30 dakikadan 2-3 saate kadar sürebilir.  

Kateter, kalbin değişik yerlerinde iken kayıtlar alınır. EPS ile kalbin elektrik sistemi ve iletim yollarının fonksiyonu kontrol edilebildiği gibi bazen de elektriksel uyarımlar verilerek aritmi oluşup oluşmadığına da bakılabilir.

 

EPS kayıt sistemi

Özellikle anormal iletim yollarının varlığında veya anormal uyarıları çıkaran odakların bulunduğu durumlarda aynı anda ablasyon da yapılabilir. Ablasyon ile bu bölgeler radyofrekans enerji ile ortadan kaldırılır: böylece tanı ve arkasından tedavi birlikte yapılabilir.

Potansiyel riskler?

EPS invaziv (kanlı) bir işlemdir. Dolayısıyla son derece az olmakla birlikte her invaziv işlemde bulunan bazı riskler EPS'de de bulunmaktadır:

Kasıkta giriş yerinde kanama

Emboli (kan pıhtısı, yağ vb'nin damar yoluyla vücudun başka bir yerine gitmesi)

Damarda zedelenme veya çok nadiren yırtılma

Aritmi

Felç

Kalp krizi

Çarpıntı

Göğüs ağrısı

Kalp durması

Bunların görülme sıklığı %1'in altındadır. Fakat unutulmamalıdır ki, bütün invaziv işlemler; hastalığın riskinin işlem riskinden çok daha yüksek olduğu durumlarda önerilmekte ve yapılmaktadır.

 

STENT NEDİR? NASIL TAKILIR ?

Vücudumuzun motoru hükmünde olan kalbimizin de, bakımı yapılmadığında zaman veya dikkat edilmediği zaman bir takım arızalar vermesi normaldir. Kalpte meydana gelen en büyük problemlerden biri kalbin beslenmesinden sorumlu olan damarlarda oluşan tıkanıklıktır. Bu tıkanıklık oluştuğunda kalp hasarı büyük ölçüde olmaktadır. İşte, çözüm olarak tıkanıklığı giderme işlemlerinden biri de stent takılmasıdır. Günümüzde çok yaygın olarak kullanılmaktadır.

STENT NEDİR?

Stent, kalp damarlarındaki tıkanıklık yani daralmış bölgenin mekanik olarak genişletilmesi işleminde kullanılan aparattır.Bu sayede kalbe daha rahat besin ve oksijen gidebilmektedir.

Kalpte meydana gelen daralma, balon anjiyoplasti işlemi ile genişletildikten sonra, aynı bölgede tekrardan daralmalar görülebiliyordu. Uzmanlar bunun çözümünü, daralan bölgeye çelikten yapılmış kafesler geliştirerek başardılar. Ağ şeklindeki dairesel çelik kafes(stent), damar duvarında mekaniksel olarak yerleştiriliyor ve daralmayı kalıcı olarak gideriyor.

STENT NASIL TAKILIR?

Stent, lokal anestezi işlemi ile yapılır. Hastaya temizlik ve bir takım tahliller yapılır. Kasıktan bir iğne yardımı ile atardamarın içine girilir. Çok özel borular kullanılarak kalbin içindeki damarlara ulaşılır. Ve o bölgeye, bazen genişletilmeden önce bazen de genişletildikten sonra, duruma göre stent yerleştirilir. Stentler ısıya duyarlı malzemeden yapılmıştır. Bu nedenle, stent kalpteki damara takıldıktan sonra, bulunduğu yerde ısının etkisi ile genişleme özelliğine sahiptir. Bu şekilde işlem tamamlanmaktadır.

NE KADAR SÜRER?

Zaman olarak hastanın durumuna göre, yarım saat ile 2 saat kadar sürebilir. Hastanede kalış süresi, genellikle o gün çıkabildiği gibi maksimum bir gün kadar sürebilir.

STENT SONRASI

Stent takıldıktan sonra, hastanın kasık bölgesine baskı uygulanarak dinlenmeye alınır. Damara giriş yerinden yani kasık bölgesinde kanama, şişlik, kısa süreli ağrı olabilir. Kan sulandırıcı ilaçlar kullanmanızı doktorunuz önerecektir. Doktorunuz genellikle 6 ay sonra sizi kontrol için çağırabilir.

Stent uygulamasının sevimsiz yönleri:

Ani (akut) tıkanma: Stent bölgesinde pıhtı veya başka sebeplerle tıkanmalar olabilir. Bu durumda acil olarak tekrar balon veya stent yapılma veya bypass yapılmalıdır. Bu risk faktörünün oranı %2 kadardır.
Tekrar daralma: Tekrar daralma, balon anjiyoplasti ve stent işlemlerinden sonra karşımıza çıkan en önemli problemlerden bir tanesidir. Şeker hastalarında daha sıkılıkla görülebilir.

AYAKTAN KARDİYOLOJİ MUAYENELERİNDE YAPILAN TETKİKLER

Elektrokardiyogram (EKG):

Prensip

Kalbin çalışması sinüs düğümünden çıkan elektrik uyarıları ile olur. Normalde dakikada 60-80 defa çıkan bu uyarılarla önce atriumlar (sol ve sağ kulakçık) kasılır ve içindeki kanı karıncıklara boşaltırlar, daha sonra ise (belli bir gecikmeden sonra) karıncıklar kasılır ve kulakçıklardan kendilerine gelen kanı aorta ve akciğer atardamarına (pulmoner arter) atarlar. Kalpte oluşan bu elektrik akımlarının kağıda yazdırılma işlemine elektrokardiyografi (EKG), yapan cihaza EKG cihazı, yazdırılan kağıda ise  elektrokardiyogram denir. Bu akımlar milivoltlar düzeyinde yani oldukça düşük amplitüdlü oldukları için bunların yükseltilerek (amplifiye edilerek) yazdırılmaları gerekir ki bu işi EKG cihazları yaparlar. Pratikte EKG denince bu elektrik akımlarının yazdırıldığı kağıt anlaşılmaktadır.

EKG, kalbin özellikle ritmi, damar hastalıkları, kalp krizi ve kalbin kasının kalınlaşmaları hakkında değerli bilgiler verir. EKG; basit olması, hasta açısından zahmetsiz olması, her yerde uygulanabilir ve ucuz olması nedeniyle yaygın olarak kullanılmaktadır.

EKG'nin yararlı olduğu durumlar

Koroner arter hastalığı: kalp damarlarının ateroskleroz sonucunda daralması ve kalbin beslenmesinde problem yaratması,

Kalp krizi: yeni veya eski,

Aritmiler: ritim ve iletim bozuklukları (kalbin hızlı çalışması -takikardi- veya yavaş çalışması -bradikardi- ile seyreden hastalıkları, atrial fibrilasyon),

Kalp kası kalınlaşmaları (hipertrofiler),

Kardiyomiyopatiler (kalp kasının çeşitli nedenlere bağlı hastalıkları),

Perikarditler (kalp zarının çeşitli nedenlere bağlı iltihapları),

Miyokarditler (kalp kasının çeşitli nedenlere bağlı iltihapları),

Bazı doğumsal kalp hastalıkları.

Bu arada hemen belirtmek gerekir ki EKG, tek başına tanıda yararlı değildir. Özellikle kalp damar hastalıklarında mutlaka hastanın şikayeti, fizik muayene bulguları ve gerekirse diğer laboratuar yöntemleri ile birlikte değerlendirmek gerekir.

 

Tipik bir EKG. Eski cihazlarda tüm kayıtlar sırayla düz şerit şeklinde bir kağıda alınırken, günümüzde daha modern EKG cihazları tüm kayıtları bir A4 kağıdına alabilmekte ve böylece saklamak daha kolay olmaktadır.

 

Teknik

EKG çekilmesi için hastanın özel olarak hazırlanmasına gerek yoktur. Ağrılı veya hasta açısından sıkıntılı bir işlem değildir. Her hangi bir yerde, hasta yatar durumdayken çekilebilir. EKG cihazına bağlı olan bir kablo aracılığı ile 2 kola, 2 bacağa ve 6 tane de göğüs bölgesine elektrod denilen metal plakalar tutturulur. Böylece bu elektrodlar aracığı ile kalpte oluşan elektrik potansiyelleri kağıda yazdırılır. Toplam işlem süresi 1-2 dakikadır. Özellikle ritim probleminin olduğu durumlarda dakikalarca ritim kayıtları alınabilir.

Bu arada önemli bir konu daha var; günümüz EKG cihazlarının hemen hemen tamamı termal kağıtlara kayıt yapar. Termal kağıtlar ısı ile siyaha döndüğü için yazıcı uç ısıtılarak kalem gibi yazması sağlanır. Onun için bu kağıtların ışıktan ve sıcaktan korunması gerekir. Aksi takdirde zaman içinde çizgiler solarak kaybolabilir.

 

EKG'deki bir dalganın ayrıntısı. Kalbin bir atımı süresince oluşan elektrik dalgaları. Bu dalgalar P, Q, R, S, T dalgalarından ve çeşitli aralıklardan (PR intervali, QT intervali gibi) oluşur. P dalgası atriumların (kulakçıklar), QRS dalgası ise ventriküllerin (karıncıklar) kasılması sırasında oluşurlar. Bu dalgaların şekillerine ve bazı aralıkların uzunluklarına bakarak kalpte oluşan bu elektrik olayları hakkında bilgi sahibi oluyoruz.

 

EKOKARDİYOGRAFİ(EKO):

 

Ekokardiyografi, ultrasonik ses dalgalarıyla, kalbin değişik yapılarını inceleme imkânı veren bir teşhis ve araştırma metodudur.

Ultrason frekansı saniyede 20.000'in üzerinde olan seslerdir ve kulağın işitebileceği sınırın üstündedir. Tıp dünyasında bugün için kullanılmakta olan ultrasonik ses titreşimleri, saniyede milyonlar civarında frekansı olan ses dalgalarıdır. Ultrasonik ses dalgaları, vücut dokularında belirli istikametlerde ortalama olarak saniyede 5140 metre hızla ilerler. Bu ilerleme sırasında rastladıkları dokuların hususiyetlerine göre yansıma ve kırılmalara uğrarlar. Kalbin değişik yapılarında yansıyan bu ses dalgaları özel alıcılarla (piezoelektrik transducer) alınıp elektriksel işaretlere çevrilir. Bu işaretler resme dönüştürülerek, ekrana yansıtılarak veya kağıda kaydedilerek ultrasonik dalgaların yansımaya uğradığı, kalpteki çeşitli faaliyetlerin yeri, yapısı ve çalışma durumu hakkında bilgiler elde edilir. Eş zamanlı (real-time) ekokardiyograflar (ekokardiyografi aleti), kalbi hareket halinde, bir film gibi renkli olarak gösterebilir. M-mode tipi ise kalp atımlarını kaydeder. Kalbe takılan suni kapakçıkların yapı ve işlerlik durumları da ekokardiyografi ile incelenebilir. Ekokardiyografi ile ventrikül (kalp karıncığı) duvarının hareketleri ve boşluğu, kalp kası büyümeleri ve kalp kapakları incelenebilmektedir.

Bu işlemin hastaya hiçbir zararı sözkonusu değildir. Yapılması da oldukça basittir. Fakat değerlendirilmesini yapabilmek için tecrübe sahibi olmak gerekir.

Ekokardiyografi Aletinin Çalışma Prensibi

Ekokardiyografi aleti elde edilen görüntülerin izlendiği bir ekrana sahip olan bir bölüme kablo ile bağlı adına "probe" denen bir uçtan ibarettir. Probe hastanın göğsünde, kalbe denk gelen bölgeye tutulur. Bu Probe'dan çıkan "ultrasound" dediğimiz kulağımızla duyamayacağımız kadar yüksek frekansta ses dalgaları hastanın göğüs duvarı, sonra da kalbin kas ve boşlukları boyunca ilerler. Her katmanda ses dalgalarının bir kısmı katmanı geçip ilerlerken, bir kısmı da geri yansır. Her katmanda yansıyan dalgalar tekrar probe tarafından toplanır. probeyi ana alete bağlayan kablodan ilerler ve ana alet bu dalgaları bir görüntü haline getirir. Bu görüntüde kalbin dört boşluğunu, kapakçıkların durumunu, aortun ve aort kapağının durumunu, kapakçıklar boyunca kanın hareketini ve kapakçıklardaki geri kaçmaları gözlemlemek mümkündür. Hatta tecrübeli hekimler ekokardiyografi ile koroner arterlerin durumunu bile görüntüleyebilir.

 

 

EFOR KARDİYOVAZÜLER TRESS TESTİ:

Kalp damar hastalıklarını araştırmada kullanılan testlerden biridir. Hasta, dönen bir bant üzerinde yürütülerek (treadmill) veya sabit bir bisiklette pedal çevirtilerek kalp hızı artırılır. Bu sırada hastadan alınan EKG kayıtlarının bilgisayarda analizi yapılır. Aynı zamanda egzersizle kan basıncı ve nabız değişiklikleri, hastanın göğüs ağrısı ve nefes darlığı gibi şikayetlerinin olup olmadığı da kaydedilir. Normal EKG'de görülmeyen bozukluklar bu test sayesinde ortaya çıkarılabilir.

 

Bu test;

Kalp damarlarında darlık olan hastaları ortaya çıkarmak ve hastalığın ciddiyetini tespit etmek,

Kalp krizi geçiren hastalarda risk belirlemek,

Tedavi sonuçlarını takip etmek için,

Eforla tansiyon yükselme derecesini araştırmak,

Efor kapasitesinin ölçülmesinde,

Eforla ortaya çıkan ritim bozukluklarının tanısında

önemli rol oynar. Göğüs ağrılarının değerlendirilmesinde önemli bir tanı aracıdır. Göğüs ağrısının kalpten kaynaklanıp kaynaklanmadığını tespit eder. Özellikle 40 yaş üstü hiçbir şikayeti olmayan kişilere de belirgin bir şikayete neden olmayan kalp damar hastalığının tanısı için faydalı olabilir.

Ancak kalp damar hastalıklarını göstermedeki duyarlılığı çok yüksek değildir. Kalp damar hastalığı olanların %60-%80'ninde hastalığı gösterirken, hastalık olmayanların da ancak %80 civarındaki kısmına hastalık yoktur diyebilmektedir. Dolayısıyla da yalancı pozitif ve yalancı negatif sonuçları az olmayan bir tanı yöntemidir.

 

TANSİYON ve RİTİM HOLTER:

24 -48 SAATLİK TANSİYON VE RİTİM HOLTER İNCELEMESİ :

 

Ritim holteri: Özellikle aritmisi olan (çarpıntı şikayeti) hastalarda kullanılır. Kişinin nabız atımlarını ve kalp EKG'sinin belli kısımlarını 24 saat boyunca kaydeden, hastanın çarpıntı ve diğer rahatsızlıklarını hissettiği anları işaretleyebildiği, küçük volkmen boyutunda bir cihazdır. Bu cihaz ile, belli zamanlarda çarpıntı, göz kararması, baş dönmesi, mide bulantısı aşırı halsizlik, bayılma gibi şikayetleri olan; yada kalbinin çok hızlı atması gibi şikayetleri olan hastaların, günlük aktivitelerini kısıtlamadan, kalp atım sayıları ve oluşabilecek patolojik ritimleri kaydedilir. Daha sonra bir bilgisayar aracılığı ile, bu kayıtlar incelenir. Kaydedilen bilgiler uzman doktor tarafından değerlendirilir. Böylelikle hastaların ne gibi bir ritim problemi olduğu belirlenir, ona göre tedavisi sağlıklı biçimde doktor tarafından düzenlenir.

Tansiyon holteri: Ritim holterin de olduğu gibi aynı mekanizma ile, hastaların gün boyu tansiyonlarının sık aralıklarla ölçülerek, gün içindeki aktiviteleri sırasında, uykuda, dinlenme esnasında, tansiyonu ve nabız sayısını kaydeder. Böylelikle uzun süreli hipertansiyonu olan hastaların, günün hangi saatlerinde tansiyon değerlerinin yükseldiği saptanarak, o saate tedavi eklenir. Daha önceden hipertansiyonu olmayan hastalarda, ilk teşhis konularak, tedavisinin düzenlenmesini kolaylaştırır. Bu cihazda aynı ritim holteri gibi volkmen boyutundadır. 24 -72 saat arasında ölçüm yapılabilir. Ölçüm aralıkları doktor tarafından belirlenebilir; uygulaması ve değerlendirmesi son derece kolay yararlı bir testtir.

                                                              



2024 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

     09/05/2011 21:19

EMRE ELLERİNE SAĞLIK
FIRAT PERVANE

Yazarın diğer yazıları

DEPRESYON - 26/05/2011
SAĞLIK KÖŞESİ - 11/05/2011
Kanser Bitiyor
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam17
Toplam Ziyaret284423
Hava Durumu
Anlık
Yarın
30° 34° 17°
Saat
Takvim
Site Haritası
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.70855.7314
Euro6.31106.3363